Evde bütçe konuşmalarını ilk kez ciddi ciddi masaya yatırdığımızda, elimde tek bir toplam sayı vardı: aylık gider. O sayıyı dörde bölüp "her birimize şu kadar" demeyi denedim ve iki hafta içinde plan çöktü. Çünkü bir çocuğun okul harcaması, bir yetişkinin ulaşım masrafı ve evde çalışan birinin gider kalemleri birbirine hiç benzemiyordu. Bireysel harcama hedefi koymanın matematikten çok müzakere işi olduğunu o dönemde öğrendim. Aşağıda, denediğim yöntemleri ve hangisinin kimde işe yaradığını olabildiğince açık anlatmaya çalışacağım.
İlk hatam kira, faturalar, market gibi ortak giderleri kişisel limitlerin içine karıştırmak oldu. Market alışverişini "benim harcamam" diye yazdığım aylarda kendimi savurgan sanıp gereksiz suçluluk duydum. Şimdi ayrımı şöyle yapıyorum:
Kişisel pay dışındaki her şeyi hane bütçesine yazdıktan sonra elimde kalan tutar, aslında paylaşılacak gerçek rakam. 50-30-20 mantığındaki "istekler" dilimini burada kullanmak bana en mantıklı geldi; o dilimi hane içinde bölüşüyoruz. Tasarruf ve borç ödeme kısmına dokunmuyoruz, çünkü onlar zaten ayrı kovada.
Aynı toplamı üç farklı şekilde dağıttık ve her birini birkaç ay denedik. Karşılaştırma yapan biri için en faydalı kısım burası sanırım:
| Yöntem | Nasıl işliyor | İyi tarafı | Zorlandığımız yer |
|---|---|---|---|
| Eşit bölüşüm | Herkese aynı tutar | Tartışma çıkmıyor, hesabı kolay | Farklı yaş ve ihtiyaçlarda adaletsiz hissettiriyor |
| Gelire oranlı | Kazanan kişi daha yüksek pay alıyor | Çalışan tarafın motivasyonunu koruyor | Gelirsiz bireyleri (öğrenci, evde bakım veren) küçük düşürebiliyor |
| İhtiyaca göre | Kişinin gerçek gider dökümünden yürünüyor | En gerçekçi sonucu veriyor | Her ay yeniden konuşmak gerekiyor, "kimin ihtiyacı daha meşru" tartışması çıkıyor |
Bizde tutan model karma oldu: tabana eşit bir taban tutar, üzerine ihtiyaç ekleri. Yani herkesin dokunulmaz bir "kendi keyfi" bütçesi var, sonra ihtiyaç kalemleri isim isim ekleniyor. Böylece kimse "ben daha az değerliyim" hissine kapılmıyor ama okula giden birinin ekstra masrafı da görmezden gelinmiyor.
Rakamı düşük tuttuğum aylarda plan bozuluyordu — çünkü ceza gibi hissettiriyordu. Sonra şunları uyguladım ve tablo değişti.
Bir limitin işe yarayıp yaramadığını ay sonunda değil, üçüncü haftada anlıyorsunuz. Üçüncü haftada para bitiyorsa rakam yanlış, davranış değil.
İlk aylarda defterle yürüttük, sonra ortak takip uygulamasına geçtik. Uygulamanın markası değil, herkesin aynı yere yazması fark yarattı. Ayrıca şu iki kuralı koyduk: fiyatlar artınca limit de artar, kişisel limit acil durum fonundan beslenmez. Enflasyonun ısırdığı dönemlerde limiti sabit tutmak, farkında olmadan kişinin alım gücünü kesmek anlamına geliyor; bunu bir kez yaşayınca üç ayda bir gözden geçirmeyi alışkanlık yaptım.
Bu düzeni kurduktan sonra en çok şaşırdığım şey, toplam harcamamızın azalmasından çok tartışmaların azal