Emeklilik hesabımı ilk kez ciddi ciddi oturup yaptığımda otuzlu yaşlarımın başındaydım ve elimde bir kâğıt, bir hesap makinesi vardı. Çıkan sayı beni o kadar şaşırttı ki iki gün boyunca "yanlış hesapladım" diye tekrar tekrar kontrol ettim. Yanlış hesaplamamıştım; sadece o güne kadar emekliliği "uzak bir gelecek meselesi" sanmıştım. O günden bugüne rakamları güncelleyerek, planı birkaç kez baştan kurarak öğrendiğim şeyleri burada anlatmak istiyorum. Çünkü emeklilik planı hesaplama ne kadar biriktirmeli sorusunun cevabı herkes için aynı değil ve kesinlikle internetteki tek bir "sihirli sayı" değil.
Benim yöntemim şöyle: emeklilikte ne kadar harcayacağımı tahmin etmekle başlıyorum, ne kadar biriktireceğimle değil. Çünkü birikim miktarı harcamanın sonucudur, tersi değil.
Kendime sorduğum sorular:
Bu soruların sonunda genellikle şu çıkıyor: emeklilikte, çalışırken harcadığımın kabaca %70–80'ine ihtiyacım var. Kendi bütçemi kalem kalem takip ettiğim için bu oranı tahmin etmek benim açımdan kolaydı; harcamalarını hiç kaydetmeyen biri için ilk adım aslında emeklilik değil, mevcut harcama tablosunu görmek olmalı. 50-30-20 gibi basit bir bütçe iskeletiyle başlamak bile hedef rakamı gerçekçi kılıyor.
Sayıları uydurmak yerine formülü paylaşayım, kendi rakamınızı yerine koyun:
Örnek mantığıyla söyleyeyim: yıllık açığınız 120.000 TL ise, hedefiniz kabaca 3–4 milyon TL'lik bir portföy oluyor. Rakam büyük görünüyor, biliyorum. Ama burada iki şey lehinize çalışıyor: zaman ve bileşik getiri.
Beni en çok sarsan şey, aynı hedefe ulaşmak için gereken aylık tutarın başlama yaşına göre nasıl katlandığıydı. Reel (enflasyon üstü) yıllık %4 getiri varsayımıyla, aynı hedef için:
| Başlama yaşı | Yatırım süresi | Gereken aylık katkı (göreli) |
|---|---|---|
| 25 | 40 yıl | 1 birim |
| 35 | 30 yıl | yaklaşık 1,7 birim |
| 45 | 20 yıl | yaklaşık 3,2 birim |
| 55 | 10 yıl | yaklaşık 8 birim |
Tablodaki "birim" mantığı şu: 25 yaşında ayda 1.000 TL ayırarak varacağınız yere, 45 yaşında başlarsanız ayda 3.200 TL civarı ayırarak varıyorsunuz. Yani geç kalmanın cezası doğrusal değil. Bunu fark ettiğimde, tutarı büyütmeye çalışmaktan önce düzenliliği önemsemeye başladım. Küçük ama kesintisiz katkı, büyük ama ara ara yapılan katkıdan çoğu zaman daha iyi sonuç veriyor.
Karar aşamasındaysanız, araçları tek tek "iyi/kötü" diye etiketlemek yerine dört kriter üzerinden karşılaştırmanızı öneriyorum: getiri potansiyeli, dalgalanma, likidite ve vergi/teşvik avantajı.
Devlet katkısı ve vergi avantajı içeren emeklilik ürünlerinin en büyük gücü, paraya erişimi zorlaştırmasıydı benim için. Disiplinsizliğime karşı bir kilit gibi çalıştı. Karşılığında likiditeden feragat ediyorsunuz; erken çıkışta avantajların bir kısmını kaybedebiliyorsunuz. Fon dağılımını yıllara göre değiştirebiliyor olmak önemli bir artı.
Uzun vadede enflasyonu geçme şansı en yüksek olan taraf burası. Ama yıl içinde çift haneli düşüşleri sindirebilmeniz gerekiyor. Emekliliğe 20+ yıl varsa dalgalanma sizin düşmanınız değil; asıl düşman, düşüşte satıp bir daha girmemek.
Emekliliğe 5–10 yıl kalan dönemde ağırlığını artırdığım kısım. Amaç getiri değil, hedefe yaklaşırken portföyün ani bir çöküşle bozulmasını engellemek.
Portföy çeşitlendirmesi için anlamlı, ama gayrimenkulde likidite ve bakım maliyetlerini, kıymetli madenlerde ise nakit akışı üretmediğini hesaba katmak gerekiyor.
Pratik bir kural olarak kullandığım yaklaşım: emekliliğe kalan yıl sayısı arttıkça riskli varlık ağırlığı artar. 20 yıl varsa hisse ağırlıklı, 10 yıl varsa dengeli, 5 yıldan az varsa korumacı bir dağılım. Bu geçişi bir gecede değil, kademeli yapıyorum.
Bunlar da ilginizi çeker